🎓 Üniversitelerde Bitirme Projelerine "İhtiyaç Kaldı Mı?" Gerçekten Neyi Puanlıyoruz?
🏛 Üniversitelerin mühendislik fakültelerinde, öğrencilerin eğitim hayatlarının zirvesi olarak görülen ve bir veya iki dönem boyunca ciddi bir emek vermesi beklenen "bitirme projelerinde" artık görmezden gelemeyeceğimiz, sarsıcı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Mühendislik eğitimi, doğası gereği problem çözme, analitik düşünme ve sıfırdan bir sistem tasarlama yetilerini kazandırmayı hedefler. Geleneksel olarak bitirme projesi, öğrencinin 4 yıl boyunca edindiği tüm teorik bilgiyi pratiğe döktüğü, kendi ayakları üzerinde durduğunu kanıtladığı nihai bir sınavdır. Etiğiyle, alın teriyle projesine odaklanan, gecesini gündüzüne katan öğrencilerimizi elbette tenzih ediyorum. Ancak sahadaki ve jürilerdeki genel manzara, mühendislik eğitiminin temel amacından korkutucu bir hızla uzaklaştığımızı gösteriyor.
Jürilerin Karşılaştığı Yeni Nesil Manzara
Bir projeyi değerlendirmek için masaya oturduğunuzda, karşınıza gelen çalışmaların anatomisi artık birbirine çok benziyor. Bu yeni dönemin defolarını üç ana başlık altında toplayabiliriz:
Frankenstein Projeler
Dışarıdan veya sunum ekranından bakıldığında son derece komplike, modern mimariler kullanılmış gibi görünen projelerin kaputunu açıp içine girdiğinizde tam bir kaosla karşılaşıyorsunuz. Aslında ortada bir "mühendislik tasarımı" yok; birçok hazır altyapının, Büyük Dil Modelleri (LLM) veya API istekleriyle birbirine "bir şekilde" teyellendiğini görüyorsunuz. Kod blokları arasında mantıksal bir bütünlük yok. Hiçbir teknik gereksinimi (performans, güvenlik, ölçeklenebilirlik) tam karşılamayan ve adeta şans eseri çalışan sistemler jürinin önüne "başarı" olarak getiriliyor.
Kendi Raporuna Yabancı Adaylar
Eskiden projeler eksik çalışsa bile, öğrenci yazdığı kodun veya kurduğu devrenin neresinde hata yaptığını bilirdi. Bugün ise öğrencilere projenin en temel bileşenlerini veya kritik karar noktalarındaki mühendislik tercihlerini sorduğumuzda izah edemiyorlar. "Neden bu algoritmayı seçtin?" veya "Bu veri tabanı mimarisi bu yüke nasıl dayanacak?" soruları cevapsız kalıyor. İşin en acı tarafı, "biz hazırladık" dedikleri, muazzam bir akademik dille (Yapay Zeka tarafından) yazılmış rapordaki ifadeleri, rakamları ve tabloları kendilerinin dahi okumadığını, anlamadığını fark ediyoruz.
Faili Meçhul Savunmalar
Mühendis, yaptığı işin altına imzasını atan ve sorumluluk alan kişidir. Oysa jüride sorduğumuz sorulara aldığımız cevaplar genellikle "üçüncü bir şahsı" işaret ediyor: "Böyle yazdı", "Bu sonuçları verdi", "Sisteme veriyi verince bu grafiği çıkarttı". Yapay zekanın, öğrenme sürecini hızlandıran bir "araç" olmaktan çıkıp, tüm düşünsel eylemin ve sorumluluğun yıkıldığı bir "taşeron" haline geldiğini sıklıkla ve üzülerek görüyoruz.
Bütün bu örnekleri, sahadan anektodlarla sayfalarca artırabiliriz. Yapay zeka hayatımızdan çıkmayacak, aksine daha da entegre olacak. Bunu reddetmek ludditlikten öteye gitmez. Ancak akademinin ve sektörün kendisine dönüp sorması gereken, acilen tartışmaya açmamız gereken can alıcı sorular var.
❓️ Çılgın Sorular
Artık "Yapay zeka yasaklansın" gibi çağ dışı kurallarla değil, değerlendirme metriklerimizi tamamen değiştirerek bu soruna yaklaşmalıyız. Belki de bitirme projeleri artık aylar süren kodlama ödevleri değil; adayın canlı yayında jüri karşısında bir mimariyi tahtaya çizerek savunduğu, yapay zekayı nasıl "doğru ve etik" kullandığını anlattığı Sistem Tasarımı (System Design) mülakatlarına dönüşmeli.
Akademideki değerli hocalarımın ve sektördeki meslektaşlarımın bu konudaki gözlemlerini, yaşadıkları olayları ve en önemlisi çözüm önerilerini çok merak ediyorum. Sizce bu işin içinden nasıl çıkacağız? Yorumlarda buluşalım! 👇